Tüze Felsefesi / Philosophie des Rechts — Georg Wilhelm Friedrich Hegel
585,00 TL 780,00 TL
Açıklama
Tüze Felsefesi (1821) Hegel’in Anahatlarda Felsefi Bilimler Ansiklopedisi’nde (1813, 1817, 1830) ‘Nesnel Tin’ başlığı altında verilen aynı içeriği genişletilmiş olarak sunar. Hegel’in ana Paragrafları ve onları izleyen Notlardan (Anmerkungen) sonra gelen Ekler (Zusätze) Hegel’in ölümünden sonraki ilk yayım (1833) için öğrencisi Eduard Gans tarafından Hegel’in çalışma ile ilgili kendi notlarından ve öğrencileri Heinrich Gustav Hotho (1822–3 kış yarı yılı) ve Karl Gustav von Griesheim (1824–5 kış yarı yılı) tarafından tutulan ders notlarından derlenmiştir.
Tüze Felsefesi Mülkiyetten Dünya Tarihine hak, ahlak ve törellik alanlarının kavramlarını tam içerikleri ile ve dolayısıyla gerçek bağıntıları içinde dizgeselleştirir. Kavramlar realitelerinden ayrı değildir, ve kendi aralarındaki bağıntıları kurgul yöntemin disiplini üzerine dayanır. Bu düzeye dek Hegel’in Tüze Felsefesi Platon’un Devlet’i, Aristoteles’in Politika’sı ve Rousseau’nun Toplumsal Sözleşme’si gibi politik felsefenin birincil yapıtları ile karşılaştırmanın ötesinde bir gelişimi temsil eder. Hegel’in nesnel Tin alanını çözümlemesi modern Tinin çözümlemesidir, çünkü modern dönem “İdeaya tüm haklarını veren dönemdir,” ve ilk kez kavramın engelsizce realite olma dönemi olarak modern dönem aynı zamanda ussal olanın edimselleşme dönemidir. Modern dönemi tüm ön-modern evreden ayırdeden özgürlük bilinci ile, hak, duyunç ve istenç kavramlarının bilinci ile, insanlık ilk kez tarihinin özbilinçli öznesi olmanın, varoluşunun gerçek biçimini engelsiz olarak ve küresel olarak yaratmanın yoluna girmektedir.
Tüze Felsefesi’nde Hegel bir zamanlar Batıda ‘Doğal Hak’ olarak bilinen Hak kavramının açınımının sunar. Hakkın doğal değil ama tinsel olması ölçüsünde ‘Doğal Hak’ anlatımı kafa karıştırıcı, aslında açıkça çelişkilidir, ve bir zamanlar insanın ‘doğa durumu’ denilen ve gene de Hak, Özgürlük, Barış, Suçsuzluk, Eşitlik vb. gibi kategorilerle süslenen bir kurguya götürmüştür. Tin alanı ile karşıtlık içinde Doğa alanı, tam tersine, Hak olmayanı ve Hakkı olmayanı, aslında içgüdü, dürtü ve itkinin fiziksel güç alanını, böylece en sonunda tin karşısında güçsüz ve haksız olanı anlatır. Sözcüğün örttüğü Kavramın ne olduğunu sorarsak, ‘Doğal Hak’ ile anlatılmak istenen şey doğuştan Haktır, tıpkı dışsal duyusal algı ya da deneyim yoluyla kazanılmayan ama insan doğasına özünlü olan ‘doğuştan düşünceler’ gibi, ya da daha yalın olarak homo sapiensi bir ‘tür’ yapan düşünme yetisi gibi.
— Aziz Yardımlı
Ek bilgi
| İçindekiler | İÇİNDEKİLER Önsöz 9 BİRİNCİ BÖLÜM Birinci Kesim. Mülkiyet 75 İKİNCİ BÖLÜM Birinci Kesim. Amaç ve Sorumluluk 143 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Birinci Kesim. Aile 198 Türkçe-Almanca Sözlük 397 IHALT Vorrede Erster Abschnitt. Der Vorsatz und die Schuld. § 105-118 DRITTER TEIL Erster Abschnitt. Die Familie. § 158-181 |
|---|
Sadece bu ürünü satın almış olan müşteriler yorum yapabilir.
İlgili ürünler
Törebilim – 2 – Spinoza
195,00 TLTörebilim – 2 – Spinoza
195,00 TLMonadoloji – Leibniz
135,00 TLLeibniz
Monadoloji
Çeviren: Aziz Yardımlı (Türkçe-Fransızca-Almanca-İngilizce)
112 sayfa; 1. Hamur; 170 × 100 mm
Alman felsefeciliğinin babası olarak bilinen Leibniz (1646-1716) bilginin duyusal-algıdan türediği sanısı içinde olan İngiliz Görgücülüğü ile karşıtlık içinde, ve Usu felsefelerinin ve bütün bir varoluşun ilkesi, anlamı, değeri olarak kabul eden Spinoza ve Descartes ile birlikte Kıta Ussalcılığının önde gelen adları arasında durur. Ama Leibniz herşeyden önce bugün de onun notasyonu ile bütün bir modern dünyada fiziksel evrenin nicelik yanından anlatımı olarak kullanılan Kalkülüsün bulucusudur.
Monadlar ya da Birler “bireysellik ilkesinin” anlatımları olarak Batı felsefi geleneğine aittir ve soyut Biri gerçek varlık olarak görme eğilimindeki Doğu monizmi ile karşıtlık içinde durur.
Leibniz’e göre bu dünya olanaklı dünyaların en iyisidir ve ondaki kötülük, çirkinlik ve yanlışlık yalnızca ve yalnızca Tinin gelişiminde henüz etik, estetik ve entellektüel varoluşuna ilişkin bilgisizliğini bütünüyle yenmemiş olmasına bağlıdır. Özsel olarak ussal olan insan kendini görüngü dünyasında da saltık olarak ussallaştırma, onun sonsuz gizilliğine uymayan kötü biçimlerden özgürleşme olanağı ve zorunluğu altındadır. Varolan usdışı kültürel durum ussal gerçeklik karşısında zorunlu olarak güçsüz ve geçici hiçlikten başka birşey değildir. Ussal evren sonsuz bir monadlar çokluğu içinde bir uyum, bir “önceden-saptanmış uyum” varoluşudur. Leibniz’in ussal optimizmi henüz yarı yoldaki insanın bilgi, duyunç ve estetik duyarlıktaki toyluğunu onun yazgısı olarak ve böylece varoluşu anlamsız olarak gören nihilizme (ve pesimizme) erken bir yanıttır.



Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.