Analitik Felsefenin Öyküsü — Anat Matar, Anat Biletzki (Editörler)
435,00 TL 580,00 TL
Açıklama
Kitaba Önsözün belirttiği gibi, “analitik felsefenin çoktandır bir bunalım durumunda olduğu tartışmanın ötesindedir”; ve “verimliliği ve giderek genel felsefe topluluğu içindeki meşruluğu bile ele alması gereken sorunlar olmuştur.”
Viyana pozitivizmi ile akrabalık içinde büyüyen analitik felsefenin devrimci karakteri daha başından öylesine açıktır ki, onu yaratan ve büyüten etmenin felsefe tarihinden gelmiş olması pek olası görünmez. Pozitivist ve analist bakış açısından, Platon ve Aristoteles’ten Descartes, Leibniz ve Spinoza’ya, Kant, Fichte ve Hegel’e tümü de felsefe yapmak yerine yalnızca “dil yanlışları” yapmışlardı ve bütün bir felsefe tarihi bilinmesi, okunması bile gereksiz bir çöplüktü. Felsefe yeniden tanımlanmalı, “bilgelik sevgisi” gibi görkemli ve gösterişli hedeflerden vazgeçmeli, anlamsız metafiziği bir yana bırakmalıydı. Felsefenin ne olduğu en sonunda 20’nci yüzyılda Wittgenstein ile anlaşılmıştı: “Tüm felsefe dilin bir eleştirisidir” (Tr 4.0031). Tüm düşünmeden konuşan varlıklar felsefedeki bu büyük linguistik dönüşü kutladılar.
Analitik felsefenin öyküsü biraz daha erken bir tarihte, Moore’un ve onu “closely in his footsteps” izleyen Russell’ın Kant ve Hegel felsefelerine duydukları tepki ile başlar. Analitik felsefenin tüm niteliği onun açılışını yapan düşünürün niteliği tarafından kanıtlanır. Yeni bir gelenek başlatmakta olan analistler 1900-10 arasında bir “önerme realizmi” dedikleri şeyi kabul ettiler. Ama bu deneme başarılı olmayınca ve “çimenlerin reel olarak yeşil” olmadığı anlaşılınca, yaklaşık olarak 1910-30’a arasına düşen dönem boyunca “mantıksal atomizm” ve “ideal dil analizi” olarak bilinen konumlara geçildi. 1930-45 arasına düşen üçüncü evre “mantıksal pozitivizm” evresi, 1945-65 arasına düşen dördüncü evre “sıradan dil analizi” evresidir. Denenecek yeni yol bulunamayınca (ya da belki de tüm konumlar önceden Kıta’da başkaları tarafından kapıldığı için), ve bundan böyle analitik gelenek ne olduğunu anlamada kendisi de sıkıntı çekmeye başladığı için, 60’lardan bu yana sürmekte olan son dönem “eklektik” olarak karakterize edilir. Seçilecek almaşıklar arasında yeğleme yapmak için herhangi bir ölçüt olmadığından pragmatizmden semiotiğe, metafizikten materyalizme, natüralizme, fenomenalizme kadar her tür yenilik (ya da eskilik) denenmekte, analitik gelenek dereceli olarak hak ettiği postmodern karakteri kazanmaktadır.
Analitik “felsefe” felsefenin evrenselliği ile karşıtlık içinde yerelliği, bir tür şovenizmi yeğledi ve “İngiliz Görgücülüğü” olarak bilinen öznel idealizm kültürü içinde kaldı. Bu “öznel idealizm” bilincin dışına çıkamamakla ünlü iken, analitik gelenek sözde dil analizinde tam olarak aynı şeyi yaptı, dünyaya dokunmadı. Bu düzeye dek, analitik geleneğin “dünyaya ilgisizliği” keyfi bir seçim değildir. Her şey bir yana, analitik gelenek felsefede bir ilerleme değildi çünkü felsefe tarihine ait değildi ve Wittgenstein’ın “felsefede ilerleme düşüncesi bir sabuklamadır” görüşüne uygun davrandı.
Analitik felsefenin saçmalıkları en sonunda insan Usunun saçmalıklarıdır, ve Usun kendini tanımak için kendini bütünlüğü içinde tanıması, usdışını da tanıması gerektiği açıktır. Analitik felsefe bu udışını geliştirme görevini üstlenen çeşitli eğilimlerden yalnızca biridir. Eğer analitik felsefe olmamış olsaydı, bu işi başka bir analitik felsefenin yerine getirmesi gerekecekti.
— Aziz Yardımlı
Ek bilgi
| İçindekiler | Katkıda bulunanlar 9 3 Bir biçem sorunu olarak analitik felsefe 70 4 Analitik felsefe: romantizme karşı rasyonalizm 84 5 Özne, normatif yapı ve dışsalcılık 101 6 Pozitivizm olmaksızın görgücülük 120 7 Ruhbilimselcilik ve anlam 135 9 Giderme olmaksızın analiz: Russell’ın “Belirtme Üzerine”sinin felsefi önemi üzerine 181 11 Wittgenstein: analitik felsefeci? 213 12 Dilin yalnız bekçisi olarak Wittgenstein 225 13 Heidegger, Carnap, Wittgenstein: hiçlik üzerine kuru gürültü 242 15 Kim analitik felsefeyi öldürmek üzeredir? 270 |
|---|
Sadece bu ürünü satın almış olan müşteriler yorum yapabilir.
İlgili ürünler
Tinin Görüngübilimi — Georg Wilhelm Friedrich Hegel
585,00 TLTinin Görüngübilimi — Georg Wilhelm Friedrich Hegel
585,00 TLMonadoloji – Leibniz
135,00 TLLeibniz
Monadoloji
Çeviren: Aziz Yardımlı (Türkçe-Fransızca-Almanca-İngilizce)
112 sayfa; 1. Hamur; 170 × 100 mm
Alman felsefeciliğinin babası olarak bilinen Leibniz (1646-1716) bilginin duyusal-algıdan türediği sanısı içinde olan İngiliz Görgücülüğü ile karşıtlık içinde, ve Usu felsefelerinin ve bütün bir varoluşun ilkesi, anlamı, değeri olarak kabul eden Spinoza ve Descartes ile birlikte Kıta Ussalcılığının önde gelen adları arasında durur. Ama Leibniz herşeyden önce bugün de onun notasyonu ile bütün bir modern dünyada fiziksel evrenin nicelik yanından anlatımı olarak kullanılan Kalkülüsün bulucusudur.
Monadlar ya da Birler “bireysellik ilkesinin” anlatımları olarak Batı felsefi geleneğine aittir ve soyut Biri gerçek varlık olarak görme eğilimindeki Doğu monizmi ile karşıtlık içinde durur.
Leibniz’e göre bu dünya olanaklı dünyaların en iyisidir ve ondaki kötülük, çirkinlik ve yanlışlık yalnızca ve yalnızca Tinin gelişiminde henüz etik, estetik ve entellektüel varoluşuna ilişkin bilgisizliğini bütünüyle yenmemiş olmasına bağlıdır. Özsel olarak ussal olan insan kendini görüngü dünyasında da saltık olarak ussallaştırma, onun sonsuz gizilliğine uymayan kötü biçimlerden özgürleşme olanağı ve zorunluğu altındadır. Varolan usdışı kültürel durum ussal gerçeklik karşısında zorunlu olarak güçsüz ve geçici hiçlikten başka birşey değildir. Ussal evren sonsuz bir monadlar çokluğu içinde bir uyum, bir “önceden-saptanmış uyum” varoluşudur. Leibniz’in ussal optimizmi henüz yarı yoldaki insanın bilgi, duyunç ve estetik duyarlıktaki toyluğunu onun yazgısı olarak ve böylece varoluşu anlamsız olarak gören nihilizme (ve pesimizme) erken bir yanıttır.



Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.