İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme / A Treatise of Human Nature – David Hume
585,00 TL 780,00 TL
Açıklama
David Hume (ya da Home; 1711-1776) bir İskoçyalı felsefeci idi. 1738-40’da yayımladığı “İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme” yalnızca Hume’un değil ama bütün bir görgücü literatürün en önemli çalışmasıdır. Hume’un felsefesi Bacon, Locke ve Berkeley gibi yazarların öznel idealizmini baştan sona yineler ve kuşkucu dogmaya en küçük bir katkıda bulunmaz. Popülerlikte öncellerini gölgede bırakmasının nedeni onlardan daha tutarlı olmaktan korkmamasına, görgücülüğü en uç vargılarında sınırsızca formüle etmesine bağlıdır.
Karl Popper’dan Bertrand Russell’a, Viyana Çevresinden bütün bir Analitik Geleneğe yirminci yüzyılın başat felsefeciliğini esinlendiren ve yüreklendiren ad Hume’dur. Başka bir deyişle, aşağı yukarı bütün bir yüzyılın düşünce emeğini soğuran, sayısız bilinci ve ölçüsüz kaynağı ölçüsüzce tüketip bitiren Anglo-Saxon felsefeciliğinin sponsoru Hume’dur. Ek olarak, Hume’un felsefesi Kant’ın bilgiyi tam olarak Hume’un yaptığı gibi deneyime sınırlayan ve “inanca yer açmak için bilgiyi yok etmek zorunda kalan” Aşkınsal Felsefesinin de başlıca esin kaynağı olmuştur.
Hume’un görgül gözlemlerine göre, “olguların ‘doğruluğuna’ ilişkin kanımız duygu, bellek, ve nedensel bağlantı üzerine dayalı uslamlamalar üzerine, e.d. neden ve etki ilişkisi üzerine dayanır. … Bu ilişkinin bilgisi a priori uslamlama yoluyla elde edilmez, ama bütünüyle deneyimden doğar. Bu nedenle deneyimin ötesinde hiçbir bilgi ve hiçbir metafizik yoktur.” Bu öncüller üzerine, Hume deneyime içkin bir metafizik geliştirir. Böylece deneyimden türetilebilecek nedensellik salt bir alışkanlık, salt ruhbilimsel bir çağrışım olurken, deneyimden türetilebilecek “bilgi” ise gerçekte bilgi olmaktan çok tümevarım ve olasılık düzleminde kalacaktır. Bu felsefede, kuşkuculuk geçici bir bilgisizlik durumu değil ama homo sapiensi yeni bir insan türüne, homo scepticusa evrimlendiren entellektüel bir etmendir. Sayı ve olgu ile ilgisiz ve ilişkisiz oldukları kabul edilen ahlak, etik ve estetik boyutları bilgiden bağışlanırken, doğa bilimlerinin kendileri de bu öznel idealizmin yorumunda içeriksiz bir tasarımlar kütlesine indirgenir. Bilimin kendisi bilgi olmamak, kuşku olmak zorundadır.
Kuşkucu bakış açısı herhangi bir tanıtlama üzerine, bilgi üzerine dayanmaz çünkü dayanmamalıdır. Yalnızca ruhbilimsel bir eğilim üzerine, yalnızca kuşkunun deneyimi üzerine dayanmalıdır. Ve gerçekten de ona dayanır. Amaç usa karşı önlem almak, onun sakıncalı savlarını durdurmaktır. Aslında bu gereksiz bir önlem olarak görünür, çünkü usun egemenliği bir mittir ve her durumda “us tutkulara yenik düşer.”
Daha sonra görgücülüğe başka birçoklarının arasında “sıradan dil felsefesi” gibi yeni bir ad daha kazandıran kimi analitik düşünürler felsefelerinin bir sıradanlık sorunu, aslında en sıradan sağ-duyunun bir sorunu olduğunu buldular. Hume’un önerdiği gibi, uslarını tutkularının hizmetine vererek onu kendi kendini çürütmenin bir aracına çevirdiler.
Her nasılsa, son yıllarda durum değişiyor görünmekte ve analitik felsefenin “düşüşünden” söz edilmektedir. Gene de bu konuda geç kalındığını söylemek çok doğru olmayacaktır. Aslında bir “düşüş”ten söz etmek bile gereksiz olacaktır, çünkü analitik gelenek hiçbir zaman çukurdan çıkmamıştır. Analitik geleneğin insan bilgisine hizmeti usun kendine karşı yöneltebileceği uslamlamaları geliştirmek, bilgisiz estetik, bilgisiz etik ve bilgisiz bilim davalarına hizmet etmek olmuştur.
— Aziz Yardımlı
Sadece bu ürünü satın almış olan müşteriler yorum yapabilir.
İlgili ürünler
Tinin Görüngübilimi — Georg Wilhelm Friedrich Hegel
585,00 TLTinin Görüngübilimi — Georg Wilhelm Friedrich Hegel
585,00 TLTarih Felsefesi – 2 – Doğu Dünyası: Çin, Hindistan, Persia – G. W. F. Hegel
195,00 TLG. W. F. Hegel
Tarih Felsefesi – 2 — DOĞU DÜNYASI: ÇİN, HİNDİSTAN, PERSİA
Çeviren: Aziz Yardımlı
136 sayfa; 1. Hamur; 170 × 100 mm
Hegel’in Tarih Felsefesi üzerine 1822-23 ile 1830-31 arasında verdiği derslerin ilk düzenlemesi felsefecinin ölümünden sonra 1837’de Eduard Gans tarafından ‘Tüm Yapıtlar’ın [Vollständige Ausgabe] parçası olarak yayımlandı. Bundan sonra eldeki tüm gereç 1847’de öğrencilerin ders notlarını Hegel’in kendi elyazmaları ile bütünleştiren Karl Hegel tarafından bir kez daha düzenlendi. Ve bunu Georg Lasson tarafından Hegel’in yapıtlarının ‘Eleştirel Yayım’ının [Kritische Ausgabe] bir bölümü olarak hazırlanan bir başka düzenleme izledi. Tüm bu çabalar doğal olarak eldeki felsefi içeriği yalnızca dışsal olarak toparladılar ve Hegel’in Tarih Felsefesi açıktır ki bu yapısıyla ona verilebilecek son biçimi kazanmış olmaktan uzaktır. Gene de bunun nedeni yalnızca çalışmayı yayıma hazırlayanın Hegel’in kendisi olmaması değildir. Hegel yaşamı boyunca içeriği sürekli olarak geliştirdi, yeniden düzenledi ve onu ideal kurgul biçime ulaştırmaya çalıştı. Ve yalnızca Tarih Felsefesi’nin değil, ama Mantık Bilimi de içinde olmak üzere bütün bir Ansiklopedik Dizgenin bir oluş sürecinde olması Felsefe Tarihinin işinin henüz bitmediğini, Logosun insan bilincinde açınmasının henüz tamamlanmış olmadığını gösterir.
Bu çeviri Karl Hegel’in düzenlemesinden yapıldı.
Tarih Felsefesi – 2 – Doğu Dünyası: Çin, Hindistan, Persia – G. W. F. Hegel
195,00 TLMonadoloji – Leibniz
135,00 TLLeibniz
Monadoloji
Çeviren: Aziz Yardımlı (Türkçe-Fransızca-Almanca-İngilizce)
112 sayfa; 1. Hamur; 170 × 100 mm
Alman felsefeciliğinin babası olarak bilinen Leibniz (1646-1716) bilginin duyusal-algıdan türediği sanısı içinde olan İngiliz Görgücülüğü ile karşıtlık içinde, ve Usu felsefelerinin ve bütün bir varoluşun ilkesi, anlamı, değeri olarak kabul eden Spinoza ve Descartes ile birlikte Kıta Ussalcılığının önde gelen adları arasında durur. Ama Leibniz herşeyden önce bugün de onun notasyonu ile bütün bir modern dünyada fiziksel evrenin nicelik yanından anlatımı olarak kullanılan Kalkülüsün bulucusudur.
Monadlar ya da Birler “bireysellik ilkesinin” anlatımları olarak Batı felsefi geleneğine aittir ve soyut Biri gerçek varlık olarak görme eğilimindeki Doğu monizmi ile karşıtlık içinde durur.
Leibniz’e göre bu dünya olanaklı dünyaların en iyisidir ve ondaki kötülük, çirkinlik ve yanlışlık yalnızca ve yalnızca Tinin gelişiminde henüz etik, estetik ve entellektüel varoluşuna ilişkin bilgisizliğini bütünüyle yenmemiş olmasına bağlıdır. Özsel olarak ussal olan insan kendini görüngü dünyasında da saltık olarak ussallaştırma, onun sonsuz gizilliğine uymayan kötü biçimlerden özgürleşme olanağı ve zorunluğu altındadır. Varolan usdışı kültürel durum ussal gerçeklik karşısında zorunlu olarak güçsüz ve geçici hiçlikten başka birşey değildir. Ussal evren sonsuz bir monadlar çokluğu içinde bir uyum, bir “önceden-saptanmış uyum” varoluşudur. Leibniz’in ussal optimizmi henüz yarı yoldaki insanın bilgi, duyunç ve estetik duyarlıktaki toyluğunu onun yazgısı olarak ve böylece varoluşu anlamsız olarak gören nihilizme (ve pesimizme) erken bir yanıttır.





Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.